zevke göre çeşit çeşit blog var alemde. kimine takılıyorsun, kimine aldırmıyorsun. kiminde heves görüyorsun, kimi başlanıp yarım kalmış defterler gibi bir tarihte durmuş. herkesin sebebi farklı. sonuçta benim nedenim de tarihe kayıt düşmek. tamamen kişisel, başka da bir sebebim yok.
ama katlanamadığım bir "blogçuluk" türü var ki, böyle uzun uzun, "felsefik felsefik" yazanlar, entelektüelliklerini konuya komşuya göstermek isteyenler. sanırsın ki, hakemli dergiye makale döşeme yarışması. tabii orada kalsa iyi, bir de altlarına yine sayfalarca yorumlar, onlara verilen cevaplar. zizekler, bourdieuler, lacanlar, devrim teorileri, çözüm önerileri, kapitalist devlet tahlilleri...
sözüm olabilir mi, olamaz; tercih meselesi, kendini ifade meselesi. teori de faydalıdır elbet. fakat arada soru hakkımı kullanıyorum "ahmet abi": gözü dönmüş bir sivil polisin salyasıyla karşılaşmadan, kahvenin sandalyesini üzerine fırlatan polisten kendini sakınmadan, "zor aygıtı"nın yüzüne bakmaya cesaret edemeden, panzerden sıkılan sudan kaçmadan, nefes nefese kalmadan neyin felsefesi bu? canını yediğimin Corto'sunu adamımız yapan budur işte, "delikanlı ol ciğerimi ye" hesabı, bazıları gibi korkmaması söylemekten:
"Hiç kimseye verilecek hesabım yok benim... Duyuyor musunuz?... Kaçtım! Ölümden korktum ve kaçtım..."
yok, öyle bir şey ima etmeye çalışmadığım gibi teorik tartışmaya falan girme niyetinde de değilim. bir inka atasözünde dendiği gibi "herkesin blogu kendine". sadece ne zamandır yazayım diyordum bunu, kısmet bugüneymiş işte.
sahi "düşman yolları kesti"de kim oynuyordu?
meraklısına not. taşı atan adam edward said