milena jesenska etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milena jesenska etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2007

puf


eti puf'tan bir tane alanları önce kınamak sonra da paketi açmakta zorlanacakları için dalga geçmek gerekir. zira paketin üzerindeki "buradan açınız yazısı" mavradır. eti puf'u çift sayıda alıp, birinin ucunu diğerine sertçe saplayıp çekerek açmak esastır. bu da bana Kafka'nın Milena'ya dediğini hatırlatır ne alakaysa: "En çok seni seviyorum diyorum ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki..." Kafka'nın, Milena'ya hiç eti puf almadığını biliyoruz üstelik.

ama işte eti puf alıp, birine vereceksen de, ötekini saplayarak açtığını yiyeceksin! kibarlık yapıp açtığını karşındakine verme; herkes kendi etini yesin!

11 Eylül 2007

"yuvadaki şeytan"


(Pieter Bruegel, The Wedding Dance in the Open Air, 1566)


aslında tek düğünün Eskişehir ve Ankara versiyonlarına dahil olduktan sonra Milena (5-15 Mart) geldi aklıma:

"...Beni, insanların cinsel, ekonomik, sosyal ya da erotik gereksinimlerini karşılayabilmeleri için beraber yaşadıklarına inandıramazsınız.. İnsanların beraber yaşamalarının tek nedeni, yanlarında birisinin bulunması ihtiyacından başka bir şey değildir; dünyanın bu boşluk ve yalnızlığında , kendilerinin tüm zaaf ve hatalarına rağmen kendilerinin var olmalarını kabul ve tasdik edecek birisinin bulunmasından başka bir şey değildir; cürümden, öç almaktan, kötü düşünceden, adaletten, vicdan azabından kaçabilmeleri için yanlarında bir diğer kişiyi bulundurmak ihtiyacından başka bir şey değildir.

Zira, gerçekten, bir ev, bir 'yuva'nın 'koruma amacı'ndan, dünyaya karşı ve özellikle içsel 'ayna'ya karşı 'koruma'dan başka herhangi nihai ve kutsal bir amacı olabileceğini düşünebilir misiniz? Bir erkeğe bir kadının ve de bir erkeğin bir kadına yapabileceği en büyük lütuf, çocuklara gülümseyerek söylenen bir cümleyi söylemektir; 'Seni hiç terk etmeyeceğim..' Bu söz, 'ölüme kadar seni seveceğim' veya 'ebediyen sana sadık kalacağım'dan farklı değildir. Başkasına karşı namus, gerçeğe bağımlılık, ev, sadakat, karar, dostluk, aidiyet gibi kavramların tümü bu ufak cümlenin içindedir. Şu zavallı mutluluğa karşı sürülen, yerine getirilmesi olanaksız vaatlerdir.

Kısacası, kanımca, evliliklerimizin böylesine mutsuz olmalarının nedeni işin kolayına kaçmakta olmamızdır. Çünkü, tutulmayacağı bilinen ve tutulmayacağı için de bir yıl sonra valizlerin toplamasına neden olacak vaatleri kabul etmemiz kolayımıza gelmektedir. Bunun yerine, tutulabilinecek ve dolayısıyla uzun süre tutulacak şeylerin vaadi hem daha kolay, hem daha dürüst olur, diye düşünüyorum. Tüm bu hayali derinlikler, ileride rastlanacak ve seviyeli bir davranışı gerektirecek ilk gerçek güçlük karşısında kırılıp bin parçaya ayrılacak iddialardır. Neden insanlar, hiçbir zaman bir portakal veya bir menekşe demetini, yeni bir kalemi veya bir kese İzmir üzümünü getirip hediye etmeyecek kadar 'ilgisiz ve uzak' kalmayacakları vaadinde bulunmazlar?

Neden insanlar, evlenme gecesinin ertesinde ve ondan sonraki sabahlarda sabun ve su kokuları içinde ve doğru-dürüst giyinmiş olarak kahvaltıya ineceklerine dair söz vermezler? Neden insanlar, kızgınlıklarını böylesine aşağı-pis-iğrenç davranışlarla göstereceklerine, kızgınlıklarını açık ve hatta darbelerle dahi olsa daha seviyeli bir şekilde gösterecekleri vaadinde bulunmazlar? Neden insanlar, diğerine ve onun çıkarlarına kendilerinin sanat tarihi, futbol veya kelebek avına verdiklerinden fazla önem verecekleri vaadinde bulunmazlar? Neden insanlar, karşılıklı olarak, birbirlerinin susma özgürlüğüne, yalnız kalma özgürlüğüne, herkesin kendine ait bir odası olma özgürlüğüne saygı gösterecekleri vaadinde bulunmazlar? Neden insanlar mutluluk gibi gerçekleşemeyecek laflar peşinde koşacaklarına, yukarıda sözünü ettiğim o hiçbir zaman yerine getirilmeyen, ancak çok önemli olup yerine getirilmesi mümkün olan 'ufak-tefek şeyler'in vaadinde bulunmazlar?

Evliliğin bir anlamı olması için, mutluluk beklentisinden çok daha geniş ve gerçek bir temel üzerine oturtulması gerek..."

Milena Jesenska, "Yuvadaki Şeytan", Tribuna, 1930.

15 Mart 2007

"weg zur einfachheit"

"insanın çevresinde bir iki kişisi varsa, hayır hayır, neler de diyorum ben, yanında zayıf, zavallı ve küskün durmaktan korkmadığınız, bu haliniz yüzünden sizi cezalandırmayacak tek bir kişiye sahipseniz zenginsiniz demektir. anlayışı ancak sevdiğiniz insanlardan talep edebilirsiniz, başkalarından değil, hele kendinizden hiç değil"

Milena buradaymış yahu. üstelik ne tuhaf, İstanbul'dan almışım: 26.7.03.

05 Mart 2007

milena-gudrun



bir haftadan beri, evde radyo 3 çalıyor. trt'nin olan. bir vakitler olduğu gibi (ben queen'i de ilk defa burada dinledim zaten) (bir zamanlar ef em fem em hadiseleri yoktu bu memlekette bildiniz de mi?) sessiz, sakin, iyi geliyor. eksen'i bile kaldırmıyor zaten bünye bir noktadan sonra. 88.2, bu da adresi.

milena'yı bitirdiğim günün gecesini hatırlıyorum. balkon demirlerinden tutup, yüzümü göğe çevirip bakınca onu görür gibi olmuştum sonra da tuhaf bir güvensizlik duygusuna kapılmıştım; her an aşağıya düşecekmişim gibi hissetmişim (27.8.2003'müş. "defter" elimde ne de olsa). bir zamandır da işte kızıl ordu fraksiyonu'na takıldım kaldım. bilhassa gudrun ensslin'e... fotoğrafları gözümünün önüne gelip gelip duruyor. bir de hücresinde öldürülmüş; güya kendini asmış olarak bulunmuş hali.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...