01 Eylül 2008

tevellüt


Aynı biçimde ve donuk bir yaşamın bütün günlerinde, zaman alıp götürür bizi. Ama, bir gün gelir, bu kez de bizim zamanı taşımamız gerekir. Geleceğe dayanarak yaşarız: "Yarın", "ileride", "iyi bir işim olunca", "yaşlandıkça anlarsın". Bu tutarsızlıklara hayran kalmamak elde değil, çünkü ne de olsa ölmek var işin içinde. Gene bir gün gelir, insan otuz yaşında olduğunu görür ya da söyler. Gençliğini belirtir böylece. Ama, aynı anda, zamana göre yerini de belirtir. Zamanın içinde yerini alır. Geçmesi gerektiğini söylediği bir eğrinin belirli bir anındadır. Zamanın malıdır, içinin ürpertiyle dolması üzerine, en kötü düşmanı olarak görür onu. Yarını istiyordu hep, bütün benliğinin bundan kaçınması gerekirken, yarının gelmesini diliyordu. Etin bu başkaldırışı, uyumsuz budur işte.

Bir basamak daha aşağı inildi mi, yabancılık başlayıverir: dünyanın "yoğun" olduğunu fark etmek; bir taşın ne denli yabancı, bizce kavranılmaz olduğunu, doğanın, bir görünümün bizi ne büyük bir güçle yok sayabileceğini sezinlemek. Her güzelliğin dibinde insandışı bir şey yatar ve bu tepeler, gökyüzünün bu tatlılığı, bu ağaç dizileri kendilerine yüklediğimiz düşsel anlamı hemen o dakikada yitiriverir, yitirilmiş bir cennet kadar uzaktırlar bundan böyle. Bin yıllar ötesinden dünyanın ilkel düşmanlığı yükselir bize doğru. Yüzyıllar boyunca onda yalnız kendisine önceden verdiğimiz biçimleri ve çizgileri anlamış olduğumuza göre, bundan böyle bu yapmacıklığı sürdürmeye gücümüz yetmediğine göre, bir saniye için onu anlamaz oluruz. Yeniden kendi kendisi olduğuna göre, dünya bizce anlaşılmaz olur. Alışkanlıkla maskelenmiş bu dekorlar ne iseler gene o olurlar. Uzaklaşırlar bizden. Bir kadının alışılmaz yüzü altında, aylarca ya da yıllarca önce sevllmiş kadını bir yabancı gibi bulduğumuz gibi, bizi birdenbire böylesine yalnız kılıvereni bile arzulayabiliriz belki. Ama zamanı gelmemiştir daha. Bir tek şey: dünyanın bu yoğunluğu ve yabancılığı, uyumsuz budur işte...

Sisifos Söyleni, Albert Camus

5 yorum:

disconnectus erectus dedi ki...

İyi ki doğdun, iyi ki varsın-iyi ki kesişmiş yollarımız...

kafcamus dedi ki...

d.e.,

teşekkürlerimi, şükranlarımı sunuyorum. eksik olma dilerim.

LaLe dedi ki...

mutlu yıllar sevgili kıvanç :)
zaman diye birşey olmasa hayat neye benzerdi düşünemiyorum...zamanla yarışmak bir çözüm olmadı benim için şimdiye kadar olacağa da benzemiyor...onun varlıgını umursamadan yasamak en guzel yasantı galiba :))

kafcamus dedi ki...

kıymetli lale,

pek çok teşekkür ederim. zaman denilen şey onu ölçmeye çalıştıkça var zaten. saate bakmak, hangi günde, ayda, yılda olduğunu sormak bunlar hep bizi yarışmaya sevk eden. insan güneşe, aya bakarak da anlayabilir oysa zamanı, ki malum bilmem kaç bin sene tam da bunu yaptı. yok, ben "doğaya dönelimci" falan değilim ama zamanla yarışmak denilen şey evet, pek fena. unutmak kabil olsa zamanı, en güzeli de öyle tabii:)) tekrar sağol...

blntarsy dedi ki...

Canım benim, ben de şöyle bir düşündüm de 33 yılın 22 yılında varmışım. Eh bir 30 - 35 yıl falan daha varım herhalde. Sağlıcakla kal.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...