03 Nisan 2009

merkezi sistem


o zamanlar kombi falan yok. "herkes ne yakarsa onu verir" üzerinden yürümüyor işler; apartman aidatı denilen şeyin sahici bir manası var. kaloriferin yanması için kışın başında kömür kamyonu geliyor, kömür deposunun önünde damperini kaldırıyor, kıyıda köşede kalan kömür kürekle deponun içine dolduruluyor. tam da bu yüzden belki oralarda koşup oynayanın elinde, dizinde, pantolonunda, tişörtünde siyahlığın olması kaçınılmaz oluyor.

daha geçen yatakta yatmış bir yandan kaloriferden gelen sesleri dinleyip -evet kaloriferden ses gelir, "çıt çıt çıt" ya da benzeri bir şekilde- bir yandan o doğduğum evi düşünürken ciğerim Bülent'in oranın beş apartman altına -ama karşı tarafta, numarası tek olduğuna göre- taşındığını öğrendim; "hoşdere caddesi halit ziya sokak 16/5".

insanın küçüklüğünün ne mühim şey olduğunu kavradım artık. kim bilir belki kedilerin küçüklüklerinde öğrendiklerinin de vardır bir hikmeti; pıt'ın kulağına her gün "pıt pıt pıt" diye fısıldamasaydım, kafasını okşamasaydım yataktan çağırınca koşup gelir miydi yanıma?

3 yorum:

kabakmeltemi dedi ki...

çok güzel yaa çok... tanıdık mı?

şu "çıt çıt"lar var ya, burda boruların içinde orkestra olduğunu düşünüyorum... bu nası iştir yahu, çıt çıt orkestrası resmen.

Pıt'a selam...

elma+Z dedi ki...

resim o kadar komikki gorur gormez sumukleri cikana kadar gulduruyor insani. yaziyida bu sebepten okuyamadim. resmin hayraniyim!

B�lent Ar?soy dedi ki...

Ya hiç adımın böyle bir yazıda geçeğini tahmin etmezdim. Duygulandım şimdi. Acaba meşhur olmak böyle birşey mi? Büyüksün be Kıvanç.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...