11 Aralık 2009

batistuta'nın montu



ben daha PAF takımı oyuncusuyken, pek kıymetli Yiğiter abinin (ne muhterem bir insandır, var olsun) beni usul usul A takıma adapte ederken çıkardığı maçlardan birisiydi Gabriel Omer'in hikayesi. "şu yazıyı da fakslayayım bak, yazarken kullanırsın" dediği gün evden pederin büroya nasıl gittiğimi hâlâ hatırlarım (koskoca Yiğiter abi bana iş vermiş zira). o yazı, en severek yazdığım yazılardan birisi olarak durur (heyhat kopyası yok, bir sürü başka yazı gibi). zira o zaman da şimdi durduğum yerdeydim: sevdiğim, bağlandığım ne varsa hayatta ama şimdi ama sonra bir şekilde yazacağım (birçoğunu da becerdim, şükür. ama hala bir uludağ gazoz yazısı eksikliği hissederim mesela).

şimdi düşününce Fiorentina'yı mı önce sevmeye başladım Batistuta'yı mı emin olamıyorum. ama sanırım ikisi birbirini kuvvetlendirdi. Batistuta'nın futbolculuğuna zaten laf söyleyecek yoktur; Fiorentina'dan Roma'ya transfer olup eski takımına gol attıktan sonra ağlaması da gönül köşkümüzde yükseklerde bir yer bulması için yeter sebeptir (ki, takım küme düştüğü sezon Floransa'yı bırakmayışı apayrı bir hikaye zaten).



şansla mı demeli, kosmosun oyunuyla mı bilemem artık ama dünden beri, bir mont almak üzere dolanıp dururken bir anda karşıma çıkıveren Batistuta'nın kreasyonundan bir montum var. bu vesileyle kendisinin moda işine girdiğini öğrenmiş olduk. heyhat, hemen hiçbir yerde ayrıntı yok.

özetle, hayatta bir takım adamların-kadınların-şeylerin meftunu olmakta bir beis yok. benim bunlardan bir miktar var zaten. şimdi bir de Batistuta montum oldu ki (Türkiye'de buluvermek!), daha ne isterim. hele ki aldığım en güzel yeni yıl hediyelerinden biriyse...

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...