galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2014

8 bavulla Polonya'ya, 11 bavulla Bologna'ya...

takip edebildiğimiz kadarıyla Prandelli, Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra memleketine hemen dönmedi; uzunca sayılabilecek bir süre İstanbul'da kalmaya devam etti. yeni değil, hem İtalya'daki takımımız Fiorentina'dan hem milli takımdan takip ediyorum Prandelli'yi; insanlığını da, teknik direktörlüğünü de beğendiğim bir sır değil. dolayısıyla kendisiyle ilgili bir tür algıda seçicilik yaşadığım doğrudur.

hal böyleyken "Prandelli Türkiye'den ayrılıyor" haberleriyle tabii ki özel olarak ilgilendim. twitter'dan gördüğüm ilk haberde "ülkesi yerine Polonya'ya gitti" diyordu. "Polonya mı?" dedim haliyle, "ne alaka?" ama  olabilir tabii, neden olmasın... sonra üç dört yerde daha Prandelli-Polonya haberini gördüm; hatta koskoca haber kanalı CNNTürk haberin başlığı bile yapmıştı: "Prandelli 8 bavulla İstanbul'dan Polonya'ya gitti!." kendileri de biraz acayip bulmuş durumu herhalde ki, başlığın sonuna bir ünlem koymuşlardı.

derken, başka bir yerde "İtalyan teknik adam, 8 bavulla ülkesinin Bologna şehrine uçtu" haberini görünce kontrol etme ihtiyacı hissettim tabii: gerçekten de bazı haber siteleri ve kanallar da Prandelli'nin Bologna'ya gittiğini yazıyor, söylüyordu!


 
ben şahsen duruma ayıldığımı düşünüyorum; yazdığım senaryo şu:

adam gerçekten Bologna'ya gidiyordu fakat "ne alaka" demeyen bir muhabir, -hatta kötü niyetli olayım mı?- belki de Bologna diye bir kentin varlığından haberi olmayan bir muhabir, Bologna'yı Polonya anlayıp "haaa, Polonya demek" diyerek oturup haberi yazıyor. bu haberi karşısında bulan editör, spor müdürü, site sorumlusu artık kimse, "ne alaka" demiyor, "yayınla gitsin" diyor. artık bir sürü internet sitesi, haber kanalı, gazete kopyala-yapıştır habercilik yaptığı için de Prandelli, Bologna yerine Polonya'ya gidiyor. hadi selametle!

(bir de Prandelli giderken 8 bavulu mu vardı, 11 bavulu mu vardı meselesi var: Polonya'ya giderken 8, Bologna'ya giderken 11 bavulu varmış! "Polonya'ya 8 bavulla gitti" ve "Bologna'ya 11 bavulla gitti"  haberlerinin aynı sitede/gazetede çıkmasına ne denebilir, bilemiyorum tabii artık ben ama anlaşılan "3 el çantası"nı da bavul sayanlar 11, onları saymayanlar 8 diyor!)
  
spor medyasının hali işte bu; memleket medyasının genel halini zaten biliyoruz, şüphesiz ondan başka bir yerde değil. üstelik bu, belki de basit bir örnek sayılır. ve fakat işini doğru dürüst yapmamanın, habere ve okura saygı duymamanın, hatta nispeten cehaletin açık bir örneğidir.

durumun vehameti bu ve benzeri hataların tek bir haber sitesiyle, gazeteyle kalmamasında. zira bu örnekte gördüğümüz gibi, kopyala-yapıştırcılığı şiar edinmiş bir sürü yer aynı hatayı tekrarlayarak haberin tamamen yanlış olmasına vesile oluyor ne yazık ki.

uzun lafın kısası, hemen her durumda doğru haberin ne olduğunu anlamak için çoğu zaman ciddi biçimde çabalamak gerekiyor memleketimizde, bunu akıldan hiç çıkarmamak gerek....
  
her ihtimale karşı not: Prandelli, gerçekten Polonya'ya da gitmiş olabilir. ama o zaman da Bologna nereden çıktı?

08 Aralık 2014

Prandelli ve Büyük Resme (ya da Hukuka) Bakmak

Bu, bir futbol yazısı sayılmaz ama futbolla ilginiz yoksa bile bir zamandır Galatasaray’ın geçtiğimiz günlerde işine son verdiği İtalyan teknik direktör Cesare Prandelli’nin tazminatı var mı yok mu, Galatasaray’dan ne kadar para alacak meselesinin çokça konuşulduğunu görmüşsünüzdür, duymuşsunuzdur. Adeta milletçe Prandelli’ye karşı Galatasaray’ın yanında kenetlendik. Çünkü adam hem başarısız olmuştu  (güya) hem de kovulduğu için para (yani sözleşmesinde yer alan alacaklarını) istiyordu. “Ayıp”tı, “yuh”tu, “yazık”tı, “çüş”tü: “Prandelli işi yokuşa sürüyor”dan (link), “Utanmasa tapuyu isteyecek”e (link) uzanan bir yelpazede İtalyan’ın ne kadar paragöz olduğunu iyice sindirdik içimize! 

Sorular çok ama basit aslında: Sadece hakkını arayan biri için böyle ileri geri konuşabilmek hakkını nereden alıyor insanlar, “utanmasa”lı falan başlıklar atabilmek gücünü nereden alıyor bu medya? Herhangi bir şirketin bir çalışanıyla girdiği hukuki olduğu çok açık bir anlaşmazlıkta hukukun yanında saf tutmak neden bu kadar zor oluyor? Futbol örneğinden devam edecek olursak, Prandelli haksız, paragöz, peki. Ama Del Bosque’sinden Tigana’sına, Aragones’inden Gerets’ine hepsi mi öyleydi? Bu yabancılar hep mi sadece para peşinde? Peki yabancılara karşı girişilen dayanışma duygusu bir Türkiyeli teknik direktör, futbolcu kovulunca, onu bırakın, zaten alması gereken alacaklarını alamayınca neden gösterilmiyor? Türkiyeliler hukuk diye bir şeyin bu memlekette pek geçerliliği kalmadığını artık iyice biliyor zaten diye mi, yoksa adını koyalım, açıkça bir yabancı düşmanlığının yansıması mı bunlar? Neden evlerine ekmek götüremeyecek durumdaki futbol emekçileri için (Türkiye'de alacaklarını alamayan onlarca futbolcu, teknik adam olduğunu biliyoruz) “Bilmem ne kulübü utanmasa bedava oynayın, çalıştırın diyecek” başlığı atılmıyor mesela?

Bu, bir futbol yazısı sayılmaz. O yüzden memleket futbolunun içinde bulunduğu bataktan söz etmeyelim. Ve lakin memleketin içinde bulunduğu genel ahlâki yozlaşmadan, çürümeden, hukuksuzluktan söz edebiliriz. Tam da bu yüzden madencilerin ölümü, inşaat işçilerinin ölümü, işçilerin, çocukların ölümü çok da dert edilmiyor sanki. Zira ülkemizi kalkındırma yolunda şirketlerimizi, kulüplerimizi, inşaat sektörümüzü, hükümetimizi hukukla bağlayacak değiliz elbette! Cumhurbaşkanımız “adalet istiyorum, adalet” diye bağırıp hukuksuz Galataport ihalesinin durdurulmasını kast ederken mesela ya da esnaf, gerektiğinde adaleti sağlayan hâkim olarak görülürken örneğin (link) veya başbakanın başdanışmanı hukukun sınırlarının dışına çıkılmasını “meşru” görürken örneğin (link), hep ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşması için uğraşmıyorlar mı?!

Bu, bir futbol yazısı sayılmaz. Ama en basit hukuki örnek üzerinden gidecek olursak Prandelli’nin, Galatasaray’la iş akdi imzaladığını; sözleşmeyi yaparken şartların konuşulduğunu; bunların üzerine karşılıklı anlaşıldığını; ilgili maddelerde fesih halinde neler olacağının düzenlendiğinin varsayıldığını tahmin edebiliriz. Galatasaraylı yöneticilerin bunları çok iyi bildiğini de kabul edebiliriz ki, Prandelli’yi gönderme baskıları başladığında “Ooo, sözleşmeyi bir görseniz” minvalli açıklamalar yaptılar (link). Peki tüm bunlara rağmen bunca yaygara neden? Daha önceki örneklerde gördüğümüz gibi, elindeki sözleşmeye dayanarak hakkını arayan bir yabancının hakkını illa ki FIFA gibi dışarıdan bir kurumun vermesi mi gerekiyor? Neden, "Bu sözleşmeler imzalanırken aklınız neredeydi, böyle sözleşmeler imzalayanlar cezasını da sonuna kadar çekmeli" demektense bir tür yabancı düşmanlığıyla bezeli laflar ediliyor? Neden işler hukuka bırakılmıyor da "biz-onlar" karşıtlığına sapılıyor, takımın başına yeni gelen Türkiyeli teknik direktörün hiç para konuşmadığına dair içi boş laflar üretiliyor? (link)


Bu, bir futbol yazısı sayılmaz. Ama Türkiye’de sadece hakkını arayanlara karşı (hele de yabancıysalar) bakışın bir yansımasını ele almaya çalışan, hukuktansa hamasetin nasıl geçer akçe olduğunu anlatmaya çalışan bir yazı sayılabilir. “Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız, nesneleri görüşümüzü etkiler… Yalnızca baktığımız şeyleri görürüz. Bakmak bir seçme edimidir…” der John Berger, Görme Biçimleri’nde. Her zaman da böyledir bu. Prandelli-Galatasaray meselesine işte biraz da böyle bakmayı deneyemez miyiz? Ben şahsen her durumda boş zamanında hayat arkadaşıyla İstanbul Modern’i gezen, oradaki tablolara bakarak hayatına bir anlam katmaya çalışan bir emekçinin yanında duracağımı biliyorum…

ps: Birikim-Haftalık, 06.12.2014

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...